haberlikya @ gmail.com

Prof.Dr. Cüneyt Turan (Nöroşirurjiyen), 27 Temmuz 2014 ,İstanbul

Bilim İnsanları Din’e, Din ise Allah’a Yakınlaştırır!

Değerli okurlarım, kıymetli gönüldaş ve muhabbettaşlarım, zekâsına, bilme dair açgözlülüğüne hayran kaldığım sevgili yeğenim Ahmet Bircis Aydın’ın; “Bilim İnsanları Din’e, Din ise Allah’a yakınlaştırır” sözünü özgün makaleme başlık olarak alıp, milenyum ve uzay çağına ışık tutan Kuran’ı Kerimi, İslam adı altında din ile örtüşmeyen zorlaştırılmış, ürkütücü olarak yansıtılmaya çalışılmış, tekke, zaviye, cemaat olgularının tekelinde tutulmuş din ekolünü kaleme alacağım. Hepimizin malumu Kuran-ı Kerim’in Cebrail (a.s) tarafından her iki cihan serveri Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) efendimize Cenab-ı Zülcelal’i Velikram’ın emri “İkra’bismi Rabbikellezi Halak” (Oku, Allah’ın adıyla oku) olmuştur, yine o mukaddes peygamber tüm insanlığa güzel ahlakı anlatmış, din hususunda ise; “ürkütmeyiniz, zorlaştırmayınız, sevdiriniz.” diye tavsiyelerde bulunmuştur. Günümüzün din adamlarının ekseriyetinin algı ve fetvalarına bakarsak Hz.Muhammed (s.a.v.) efendimizin sözleri, tavsiyeleri ve Kuran-ı Kerim’in emirleri ile örtüşmeyen din tablosu ortaya çıkmaktadır, hal böyle olunca da an’anevi değer yargıları ile yaşanan inanç şekilleri baş göstermekte, bu vesileye de cahiliye döneminden biraz farklılıklarla benzerlikler, yaşantıda cereyan etmektedir. Tüm bunların toplamına da ümmet olma mücadelesi denilecek kadar uc noktada inanış hakim olmuştur. Giriş paragrafımızda kaleme aldığım hususları gelişme paragraflarımızda kaynaklarıyla detaylandıracak, “Bilim-Din-Allah” üçgeninin ehemmiyetini idrak etmiş olacağız.

 

Temiz Olmak Saygı Göstergesi!

Öncelikle kıl ve bez arasındaki konuyu aydınlatmak isterim; son zamanlarda gerek sosyal paylaşım sahalarında, gerekse basın vasıtasıyla bir takım kanallarda ziyadesiyle gülünç, cahillik örneği sözde din müderrislerinin fetva ve tavsiyelerine tanık olmaktayım. Yâ Hû cennet ve cehennem yarım metre bir bez parçasıyla, temizlikten uzak bir karış kirli kıl yumağı ile edinilecek veyahut kaybedilecek kadar kolay değildir, bir insan bu kadar mı sürü mal psikolojisine sahip olur? Kirli kıl yumağı diye sakala atıfta bulundum, bu yazımı okurken muhafazakar, sorgudan, araştırmadan fukara, verilene tabi olma mantığına sahip kardeşlerimizin kızgınlıkları neticesinde hakaret boyutuna varan serzenişlerini duyar gibiyim ancak bana sakalları göbeğine kadar inen sözde inanç sahiplerinin bırakın ruh temizliğini, nefis ve kibirden uzak yaşayışını, taşıdıkları sakalı hijyenik hale getirmek içün günde kaç kez sabunla yıkıyorlar onu anlatsın?...

Hristiyanlar Kilise’lerine, Yahudiler Sinagog’lara adeta, Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizin, ibadethaneler olan, 14 asır önceki mescid’lere, bugünün Camii’lerine nasıl gidilmesi gerektiğinin tavsiyelerini kendilerine esas olarak alıyor, ancak biz Müslümanlar ise camiye çorapsız ayaklarla, leş gibi ter kokulu bedenlerle giriyor, namaz esnasında terlediği zaman elindeki mendil ya da peçete ile koltuk altlarını silip iğrenç kokuya mahal veriyor, keza ağız temizliği hak kayıra, sonra biz müslümanız, mü’miniz, mü’mineyiz öyle mi? Nerede temizlik imandan gelir sözü? Camii dedikte bu hususu da kaleme almadan geçemeyeceğim; camii içerisindeki edep, yukarıda ifade ettiğim temizlik, mü’minin diğer mü’min kardeşine saygı, hürmet karineleri göz ardı edilmekle beraber ekseriyetle hiçe sayılıyor, hal böyle olunca da toplum namazı biran önce kılıp kaçmak peşinde, Yâ Hû Fatiha-i Şerif’i dahi adam kapıya doğru yol alırken okuyor, gülünç, işte bunun temelinde cehalet, bilgisizlik yatmaktadır. Ruhuna Fatiha-i Şerif’ler ithaf ettiğim merhum üstad Necip Fazıl Kısakürek yurtdışı seyahati dönüşü, dost meclisinde kendisine sual edilen hususa verdiği cevap bu makalemdeki arz etmeye çalıştığım hususu destekler niteliktedir, aynen sizlere aktarıyorum. Üstada yurtdışındaki ecnebilerin yaşayışı sorulmuş, cevaben; “Onlar din’lerini ve ticaretlerini İslam dinine göre yaşıyor ve yapıyor, bizler ise onların dinine göre…” kesinlikle bugünü teşbih buyurmuş, binaenaleyh Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizden intikal olunan bir hadiste bu husus buyurulmuştur, zannımca üstad Necip Fazıl peygamberimizin bu hadisini yaşayarak örneklemeye çalışmıştır.

Dinlerin Tebliğ Dönemi

Dinlerin tebliğ edildiği toplumlara şöyle bir bakarsak; sapkınlık, azgınlık, delalet ve cahiliye dönemlerinin had safhada olduğu kavimler göreceğiz, nitekim İslam’ın tebliğ dönemi de cahiliye dönemidir, hülâsa seçilmiş, üstün vasıflarla donatılmış Nebi’ler olmuştur, son din, son peygamber Hz.Muhammed (s.a.v.) efendimiz de Resül olarak bu üstünlüklerin daha yücesiyle Cenab-ı Zülcelal’i Velikram tarafından tayin edilmiştir. Peki Cenab-ı Zülcelal’i Velikram ne emretmiştir, Resûl ne söylemiştir?... Hak-Hukuk-Nizam-İntizam karineleri esas alınarak Bilim-Teslimiyet-İman noktasına ulaşılması hedeflenmiştir, ancak bu hedef ve Hakk emri maalesef İslam tarihinin kara lekesi olan Muaviye bin Ebu Sufyan ile emrin dışına çıkılarak, zulm, kan, din’i kendi doğrularına kullanmakla başlamıştır (d. 602 – ö. 6 Mayıs 680). Günümüzde bu din kisvesi altında nefsi ve kibri uğruna insanlara zulm eden, kan döken caniyi (RadıyAllahû Teâlâ anh) diye anan cahil zihniyette yok değil, fakat peygamber torunlarının katline ferman vermiş, baş rol oynamış, halifelik sevdasına Müslüman kanı dökmüş, Kur’an sayfalarını mızrakların başına geçirip mü’minlerin Kur’an korkusunu fırsat bilmiş savaş yapmıştır. Bugün Cihad adı altında IŞİD vb. terör örgütü eşkiyalarının Allah Allah nidalarıyla kelle kesmelerinin temelinde Muaviye bin Ebu Sufyan mantığı, inanışı yatar. Nitekim İslam tarihinde bir çok din alimlerinin, İslamı yaşadığının gösterişi içerisinde olan imparatorlukların yönetimleri, Şeyhlülislamların fetvaları ile, ki buna bariz örnek Osmanlı’dır; birilerinin kurmuş olduğu sisteme ters, hak, hakikat noktasında mücadele ettikleri içün kellelerini aldıran, derilerini yüzdüren, katline ferman veren dönemler olmuştur, bunlar da Muaviye zihniyeti ve benzeridir. Zulm’e maruz kalmanın, bu tür eşkiyalıkların türemesinin yegâne sebebi bilim eksikliğindendir. Sen okuma anlamazsın, bir kelime hatalı telaffuz ve din’i, emirleri sorgulama seni dinden çıkartır telkinleri inanış haline gelmiş, bu vesileyle de din tekeli oluşturulmuştur, bu tekelin başında sözde tarikatlar, zaviyeler, cemaatler baş göstermiş, ekseriyetle özünden uzak tebliğ ve irşâd adı altında yayılımlar türemiştir.

Bilim ve Kaynağı!

Pekâla netice nedir?... Efenim netice açık, toplumları Allah’a ulaştıran Kuran-ı Kerim vasıtasıyla Cenab-ı Zülcelal’i Velikram’ın kullarına ilk emri olan okumak gayr-ı Müslimlerin kendine görev edindiği ictihad haline gelmiştir, bizler ise cennet ve cehennemi yarım metre bez parçasıyla bir karış kıl yumağına bağlamış, korkutulmuş, ürkütülmüş inanış şekline tâbi tutarak cemaatlere, din bezirganlarına teslim olmuş hale gelmişiz. Pekala Kuran-ı Kerim’i kaynak alan gayr-ı Müslim batı dünyası neler yapmış şimdi onları sizlerin bilgilerine arz edeceğim.

Ozon Tabakası: “Gökyüzünü, korunmuş bir tavan kıldık” (Enbiya: 32) Dünyamızı güneşin zararlı ışınlarından koruyan ozon tabakası gökyüzünün hemen dışarısında daire gibi gök yüzünü çevreler. Ayeti kerime dünyanın tavanı olan gökyüzünün korunmuş olduğunu bizlere bildiriyor. Gökyüzü ne ile korunuyor sorusuna cevap, ozon tabakasıdır.

Yüzey gerilimi: Furkan suresi 53. Ayette Atlas okyanusu ile Akdeniz’in, Hint okyanusu ile Kızıldeniz’in birleşmediğini 1970-80’li yıllarda bilim teknik ile insanlık yeni bulmuşken Kur’an bunu bizlere 1430 sene önce bildirir. 

Dünyanın dönmesi: “Dağları yerinde durur görürsün, halbuki onlar bulutlar gibi hareket ederler.” (Neml: 88) Dağların bulutlar gibi hareket etmesi için dağların bitişik olduğu dünyanın da dönmesi lazımdır. 

Parmak izleri: Kıyamet suresi 4. Ayette parmak izlerinde ne gibi bir incelik vardır, Kur’an onlara işaret etmektedir?  Dünyadaki bütün insanların parmak izlerinin birbirinden farklı olduğu ancak 1884 yılında anlaşılmıştır, oysa Kur’an bunu bize 600’lü yıllarda haber vermiştir. 

Kainat genişliyor: Zariyat suresi 47. Ayette  Big-bang, büyük bir patlama ile çevreye yayılan ve her biri birbirinden uzaklaşan gezegen güneş, yıldız kümeleri, birbirinden hala daha hızlıca uzaklaşmakta, evren genişlemeye devam etmektedir. 

Yükseğe çıkıldıkça oksijen azalıyor: En’am suresi 125. Ayette yüksek yerlerde oksijen azdır. Hareket halindeki bir insan az oksijen olan bir yerde ciğerlerine rahat oksijen alamadığı için daha derinden sık sık nefes alır. Bu anda kalbi daralır, sıkışır. Çölde yaşayan biri bu duyguyu bilemez, hissedemez lakin Kur’an-ı Kerim bunu hem Araplara hem bütün ırklara, milletlere bildirir. 

Evren’de uyum ve düzen vardır: Rahman suresi 5. Ayette kainatta her şey, makro-mikro alemde bir düzen içinde hareket eder, dev yıldız kümelerinden atom, elektron alemine, tabiattan  insan vücuduna, karadan denize her şeyde bir uyum, ahenk bütünün bir parçası olma özelliği vardır bu ahengi kuran Allah’tır. 

Yağmurun oluşumu: Nur suresi 43. Ayette çölde hayatı boyunca bir iki kez yağmuru gören biri bunu nasıl bilebilir Allah bildirmezse?...

Aşılayıcı Rüzgar: Hicr suresi 22. Ayette çiçek polenlerinin aşılanmasında rüzgarın büyük önemi vardır.

Her şey çift yaratılmıştır: Zariyat suresi 49. Ayette yani zıttı ile kaim olan çiftler, gece-gündüz, artı-eksi, siyah-beyaz, uzun-kısa...

Zaman hızla ters orantılı olarak azalır veya çoğalır, saat-gün-ay-yıl, göreceli değişkendir. Dünyadaki bir insanın bir saati ile plütondaki bir insanın saati birbirinden farklıdır. Teyyare ile 10 saatlik karayolu mesafesini 1 saatte gidenle aynı yere otomobille bir günde varan kişi için zaman çok farklıdır, en önemlisi bir cismin hızı arttıkça o cisim için zaman ters orantılı olarak azalır. Dünyadaki bir insan için bir gün uzayda seyahat halindeki bir insan için bir saat gibidir. Uzaydaki insanın sürati arttıkça dünyadaki insan ile arasındaki zaman farkı da artacaktır, dolayısıyla dünyadaki bir yıl uzayda bir güne tekabül edecektir. Cenab-ı Zülcelal’i Velikram Kuran-ı Kerim’de kainattaki iki nokta ile dünyadaki zamanı kıyaslar; Hac Suresi 47. Ayette Rabbin katında bir gün sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir. Mearic suresi 4. Ayette miktarı elli bin yıl olan bir gün...

Elektrik: Rahman suresi 35. Ayette size dumansız bir alev, Alevin iki özelliği vardır, ısı ve ışık. Alev gibi ısı veren veya yakan ve yine alev gibi ışık veren ama dumanı çıkmayan bir madde, elektrik, cereyan. Elektrik alev gibi ısı ve ışık (soba,lamba vb.) kaynağıdır fakat dumanı yoktur ve bakır gönderirde. Elektrik kablosunun içinde bakır bulunur, yakalanırsanız kurtulamazsınız, Elektrik akımına kapılan bir insan kendini kurtaramaz. 

Kuran-ı Kerim’de ayrıca insanın yaratılışında (Müminun 12-14), petrolün oluşumuna ( A'la 4-5), kutuplardan (Enbiya 44), yağmurun oluşumuna, kainatın oluşumuna (Hud 7, Fussılad 11, Enbiya 30)’a kadar pek çok konuda ayetler bulunmaktadır, şimdiye dek incelenilen mucizevi özelliklerinin dışında bir de "matematiksel mucizesi” vardır. Bu mucizeye bir örnek, Kuran-ı Kerim’deki bazı kelime tekrarlarının verdiği ortak sayıdır. Birbiriyle ilgili bazı kelimeler şaşırtıcı bir biçimde aynı sayıda tekrarlanırlar, aşağıda bu tür kelimeler ve Kur’an içindeki tekrarlanış sayıları bilgilerinize arz ediyorum:

"Yedi Gök" tabiri 7 kere geçer. "Göklerin yaratılışı (halku semavat)" ifadesi de 7 kere tekrarlanır. 

"Gün (yevm)" tekil olarak 365 kere geçerken, çoğul yani  "günler (eyyam ve yevmeyn)" kelimeleri 30 defa tekrarlanır. "Ay" kelimesinin tekrar sayısı ise 12'dir.

"Hıyanet" kelimesi 16 kere geçerken, "habis" kelimesinin tekrar sayısı da 16'dır. 

"Bitki" ve "ağaç" kelimelerinin tekrar sayısı aynı, 26.

"Ceza" kelimesi 117 kere yer alırken, Kuran'ın temel prensiplerden olan "affetmek" ifadesi bu sayının tam 2 katı kadar yani 234 kere tekrarlanıyor.

"De" kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332. "Dediler" kelimesini saydığımızda da aynı rakamı görüyoruz.
"Dünya" kelimesi ve "ahiret" kelimesinin tekrarlanış sayıları da aynı, 115. 

"Şeytan" kelimesi 88 kere geçiyor, "Melek" kelimesinin tekrar sayısı da 88.

"İman" (tamlama almadan) kelimesi Kur’an boyunca 25 kere tekrarlanır, "küfür" kelimesi de...

"Zekat" kelimesi 32 kere tekrarlanırken, "bereket" kelimesinin tekrarlanış sayısı da 32.

"Rahmet" kelimesi 79, "hidayet" kelimesi de 79 kere tekrarlanır.

"İyiler (ebrar)" 6 kere, "facirler" ise tam yarısı kadar yani 3 kere geçer.

"Yaz-sıcak" kelimeleri ile "Kış-soğuk" kelimelerinin geçiş sayıları da aynı, 5.

"Sizi (insanı) yarattı" ifadesi ve "kulluk" kelimesinin geçiş sayıları da aynı, 16.

Şarap (hımr)" ve "sarhoşluk (sekere)" kelimeleri de aynı sayıda tekrarlanır, 6.

"Zenginlik" 26 ve "fakirlik" ise yarısı kadar, 13 kere geçer.

“İnsan" 65 kere geçer; insanın yaratılış safhalarının sayısının toplamı da aynıdır; insan-toprak-nutfe-embriyo-bir çiğnemlik et-kemik…

Efendi efendi kendine gel bilim dünyası; Fen’den Matematiğe, Tıp’tan Kimya’ya, Uzay bilminden astronomiye Kuran-ı Kerim’i kaynak gösteriyor, bazı kendini Deist, Ateist diye yorumlayan akıldan, izan’dan bihaber, fukara zihniyetlerin neredeyse çoban, okumamış(cahil) diye adlandırma cüretinde bulunduğu Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizin hadislerini incelemeye değer bulup Tıp dünyasına sayısız veriler kazandırıyor ancak din kisvesi altına bürünmüş ucube zihniyetler, bazı zaviye, tekke, tarikat ve dahil cemaatler cihad adı altında safsatalarla mü’min, mü’mine olduğunu zannediyor.  Horward, Ottawa ve Leicester Üniversiteleri kayıp gezegen Sirius’u tarif eden Kuran-ı Kerimdeki Necm 9 ve 49. Ayetlerini işaret ederek kaynak gösteriyor, peki ya NASA?... Uzaya fırlattığı uzay mekiğinin arkasından devasa alevler çıkıyor, menziline ulaşana kadar herhangi bir ikmal yapmaksızın nasıl gidebildiği düşünüldüğünde devasa yakıt tankının olabilme ihtimali üzerinde dururuz değil mi, ama doğrusu şu; uzay mekiğinin yakıt tankı sigara paketi büyüklüğünde ve sıkıştırılmış gaz halindedir, pekâla NASA bunu nasıl keşfetmiş, elbette ki 14 asır öncesinden çağa ışık tutan Kuran-ı Kerim ile… Space uzay sitesi: “Gökyüzü konuşuyor” başlığı altında bir makale yayınladı. Vircinya Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mark Vaitel, kainatın yaratılışının ilk aşaması sırasında var olan gazın birden bire sıkışması sonucu ses titreşimlerini çıkardığını öne sürmüştür. Kuran-ı Kerim gök yüzünün ilk yaratılışından bahsederken bu keşif hakkında bize şöyle anlatmaktadır; “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yer küreye isteyerek veya istemeyerek, gelin, dedi, ikisi de isteyerek geldik dediler. (Fussilet: 11). Bu Ayeti Kerime gökyüzünün konuştuğunu ve sakin ses titreşimini çıkardığını ve yaratıcısı olan Cenab-ı Zülcelal’i Velikram (c.c.)’ne itaat ettiğini teyit etmektedir. Esasen Kuran-ı Kerim anlaşılmak istendiği sürece görünen o ki gayr-ı Müslim’lerin anlayarak bilimde çığır açabilmesine vesile olabiliyor. Dinini an’anevi değer yargılarıyla yaşayan, tabiri câizse körü körüne cemaatlere, şeyh’lere biat eden toplumlar ancak saçla, sakalla, sarıkla, cübbe ve çarşafla uğraşır, bir arpa boyu kadar yol alamaz. Televizyon ekranlarında, isimlerinin önünde yer alan Profesör ünvanına sahip ilim adamları yakın tarihi anlatamazken ne hikmetse adeta Peygamber efendimiz ile aynı dönem yaşamışçasına izleyenleri hipnoz etmiş şekilde anlatımlarda bulunuyor, bunun karşısında kimse burada riya, mübalağa var demiyor…  

Efenim, bilgilerinize naçizane araştırmalarım ve evveliyatına dayalı yoğun tespitlerim sonucunda arz etmeye çalıştığım makalem içerisindeki, bilimsel olguları okuduğunuzda inanıyorum ki Kuran-ı Kerim, sadece duvarlarda asılı duran, cenazelerde, mevlit’lerde okunmak içün ele alınan, birilerinin yozlaştırarak, korkutarak toplumdan uzaklaştırıp kendi tekelleri doğrultusunda fetva mekanizması olarak kullandığı vasıta kitap sıfatında olmadığını görecektir, bilakis yer küreden gök kubbeye kadar bilmin ve ilmin keşfettikçe detayına ulaşamayacağı tarifsiz dahiyane Hakk kitaptır. Cenab-ı Zülcelal’i Velikram ile bütünleşmek, ona yakın olmak, hakikate ulaşmak isteniyorsa evvela ilk emir “Oku’makla” başlanacaktır, “çünkü bilim insanı din’e, din ise Allah’a yaklaştırır.”

Üstünkörü İnanmak!

Üstünkörü bir inanışın yansımaları ancak cehalet, kavga, saldırı, terörizm, boyun eğme, biat etme, teslimiyeti Hakk’a değil, bilakis Hakk’ı dünyevi kazançlarına kullanan kullara yapmakla meydana çıkar. Ne ibadetin ve ibadethanenin, ne de beşeri ilişkilerdeki ahlakın edep ve hayası bulunmaz, sözlerdeki inanış şekli öz ile bütünleşmeyeceğinden riyâ noktasında eksik imanla yaşam ideam edilmeye çalışılır. İslam toplumları sömürülmeye müsait toplum olurken, yukarıda bilgilerinize arz ettiğim “gayr-ı Müslim batı dünyasının Kuran-ı Kerim’i yaşam ve teklonoji hamlesinde yol gösterici kaynak kitabı kabul ettiği sürece” bizler, Bilim+Din, eşittir Allah’ı bulmamız mümkün olamaz. Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizin ayakta bevl (idrar) yapmama tavsiyelerini batı Tıp dünyası kayda değer bulup üzerinde klinik ve vaka araştırmaları yaptığında Prostat büyümesinin, CA’nın en büyük müsebbibi olduğunu keşfediyor, keza ayakta su içmenin zararlarına vurgu yapan aynı peygamberin buradaki ifade ettiği zararın ne olduğunu araştırdıklarında şu anda tıbbi olarak onu kaleme almaya kalksam sayfalarca bedenimize zararlı açıklayacağım bilimsel hususları yine dinimizle uzaktan yakından alakası olmayan, ancak Kitabullahı ve Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v)’mi kaynak olarak alan gayr-ı Müslim bilim camiası ortaya koyuyor. Değil midir ki her iki cihan serveri Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz “İlim Çin’de de olsa gidin alın ve öğrenin” - “Korkutmayın, ürkütmeyin, zorlaştırmayın, sevdirin” – “Ben var olan güzel ahlakı tamamlamaya geldim.”,  buna benzer sahih onlarca Hadis-i Şerif’i örnek yazabilirim. Kardeşlerim, 13 yaşındaki bilme ve ilme aç yeğenim Ahmet Bircis Aydın kalkıp; Bilim İnsanı Din’e, Din ise Allah’a yaklaştırır ! diyebilme donanımına, idrak-i meal’ine ulaşmışsa, toplumun üstünkörü inanışının mazereti olabilir mi? Yalnızca Cenab-ı Zülcelal’i Velikram (c.c.)’nün hikmetine sual olunmaz, kendisine sorgulanmadan tam bir teslimiyet ile tevekkül edilir, ancak Kuran-ı Kerim’in içeriğinin şüphe zannı ile değil, bilakis anlatmak istediğinin sorgusu yapılmadan şeyh’lere, tarikatlere teslim olup kurtuluşu aramanın sorgusu yapılmayacağı düşünülüyorsa işte gaflette delalette burada başlar… Bırakın Allah’ın cennetini kazanarak mücadele yapmayı, cehenneminden korkarak kıl yumağı haline dönüp cübbelere sarıklara bürünmeyi, ya da namahremmiş diye çarşaflara girmeyi?... Evvela Hak-Hukuk-Nizam-İntizam nedir, Allah-ı Zülcelal Kuran-ı Kerim’de ne diyor onları görev edinin ki elin gayr-ı Müslim eşref-i mahluk’u uzaya çıkarken vay be demeyin…

Yüz Milyar Nöron hücresi!

 Unutmayın ki sağlıklı doğan her beden 100 milyar Nöron hücresi ile doğar, trilyonlarca bağlantı ağına sahip olur, kendini geliştirdikçe 100 milyar Nöron’lar trilyonlara, bağlantı ağları ise katrilyonlara ulaşır, netice de Bilim insanı Din’e, Din ise Allah’a yaklaştırır. Şeriatmış, Emevinin kanlı kurucusu Muaviye bin Ebu Sufyan’ın uygulamalarının örneğiymiş, softa, molla, eşkıya, terör, dünyevi ve nefsi çıkarlar uğruna susmakmış olmaz.

Müslüman zekidir, çeviktir, haksızlığa susmaz, eşkıyalık yapmaz, Allah’ı da bilir Kuran-ı da, doğruyu ayırt ettiği gibi tam bir kadercilik yerine yarın Cenab-ı Zülcelal’i Velikram’ın huzurunda yevmil mahşerde; Yarabbi sen isteseydin beni günahlardan nehy’edebilirdin demeyelim diye irade-i cüzziyenin idrakı içerisinde olur.  Günümüzde hepimizin acı bir şekilde tanık olduğu insanlık katliamına, şuurlu İslam topluluğu olunmuş olsaydı asla şahit olmazdık, çünkü bilinirdi ki İslam dünyası şuurlu, zulme karşı kavimdir dolayısıyla bu onların yok oluşu olurdu.

Maksadım savaş tamtamları çalarcasına galeyan yazıları yazmak değil bilakis haksızlıkta birlik olunmanın davetidir, birlikten kuvvet doğar kuvvet!… Gösteriş, riya içerisinde, şuurundan mahrum inançla gidilen Hac ve Umre’nin Kudüs’te bulunan HaKotel HaMa’araviye gitmekten farkı yoktur, ancak Yahudi ve Hristiyan dünyasının esaretine kölelik içün biat etmiş Araplara para kazandırmış olursunuz. “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.” diyen büyük alim Hz.Ali (r.a.)’nin sözü nerede, ya yukarıda kaleme aldığım Peygamber efendimizin 14 asır önce Hidyorafi, Oşinografi ve Harita bilmi olmadan Arap yarımadasından işaret ettiği, Çin?...

Bilim İslam Alemine Hakim Olmalı!

Hey gidi dünya hey, yazık ki keşke şeytanın vesvesesidir lakin sözde İslam topluluğunun da en çok yaşadığı ve telaffuz ettiği husustur… Şuur ver Ya Rabbi, “bilmin tüm İslam alemine hakim olması” niyâz’ı ile yazımı burada noktalıyor, surç-i lisanım olmuşsa engin teveccühünüze sığınarak tüm kalbimle sevgi ve hürmetlerimi bildiriyorum. Makalemde emeği olan, canlı kaynağım, bilmi ve ilmine tam bir teslimiyet içerisinde güvendiğim, tecrübelerinden, leb-i derya bilgi, birikimlerinden istifade ettiğim, yolumun ışığı, babam ve hocam, saygıdeğer meslektaşım Prof.Dr.İsmail Hakkı Aydın’a en derin hürmetlerimi ve bağlılığımı bildirir, sevgili torunları, benim de kıymetli yeğenim Ahmet Bircis Aydın’a da makalemin ana konu başlığına ışık olan sözü için de teşekkür eder, başarısının, bilminin daim olmasını dileyerek gözlerinden öperim.  

____________________

Yararlanılan Kaynak: Prof.Dr.İsmail Hakkı Aydın (Nöroşirurjiyen)