haberlikya @ gmail.com

Bu ülkede bu kadar çok sorun varken, laiklik gibi çağdaş bir kavramın bile tartışılır hale gelmesi gerçekten düşündürücü…
TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “Yeni anayasada laiklik tarifi olmamalıdır. Dindar anayasa yapmalıyız” sözleri sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın gündemine oturdu.
Bu arada tepkilerin de ardı arkası kesilmedi…
İnanç özgürlüklerinin teminatı olan, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması şeklinde ilk anda özetleyebileceğimiz laiklik kavramı, en son tartışılması gereken bir konu iken maalesef tam da yeni anayasa görüşmelerinin hızlandığı bir sırada gündemin ilk sırasına yerleştirildi…
Öncelikle laiklik demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.
Demokrasiyi güçlendirmek istiyorsak, demokrasiye önem veriyorsak laikliği daha çok önemsemeliyiz.
Laiklik, kamusal ve özel yaşamda özgürlüklerin ve hakların kullanılmasında çeşitli dinlere ve mezheplere inananlar arasında ayrıca inananlarla inanmayanlar arasında ayrım yapılmamasının güvencesidir. 
Laikliğin neden çok önemli bir kavram olduğunu bilebilmek için Avrupa ülkelerinin bu uğurda yüzyıllardır verdiği büyük mücadelelerine bakmak gerekiyor.
Gelişmiş ülkelere baktığımızda bu kavramın toplum sinerjisini, kalkınmasını, gelişmesini hızlandıran çok önemli bir güç olduğunu görürüz.
Laikliğin olmadığı hukuk düzenleri, inançların korunmadığı, inançların şiddete dönüştüğü bir süreci tetikliyor ki bu kaosu Ortadoğu’da rahatlıkla görebiliyoruz.
Bir şiddet sarmalına dönüşen, hatta adeta yangın yeri haline gelen Ortadoğu’ya baktığımızda laikliğin ne denli “önemli” bir kavram olduğunu görebiliriz.
Her türlü kutuplaşmayı, gerginliği, cehaleti, acıyı, savaşı, nefreti ve acımasızlığı gördüğümüz coğrafyalarda neden aklın, bilimin, çağdaş olabilmenin, yeniliğe açık olmanın, hoşgörünün, empatinin bir yaşam biçimi olmadığını, olamadığını bir değil binlerce kez düşünelim…
Laikliğin önemini anlayabilmek için, bu kavramın geleceğimize ışık tutan bir uygulama olduğunu özümseyebilmek için eğitim anlamında yeterli bir alt yapımızın olması kaçınılmaz…
Şiddet sarmalında yıllardır sancı çeken ülkelere baktığımızda bu eksikliği fazlasıyla görüyoruz.
Her bireyin dini inancını özgürce yaşayabildiği, toplumsal uzlaşmayı, hoşgörüyü bir yaşam biçimi olarak özümseyebildiği laiklik kavramını daha da geliştireceğimiz bir yerde tartışılmasını görmek bile üzücü…
Ülkemizde bu kadar çok sorun varken, çözümlenmesi gereken o kadar çok sıkıntı varken, bu gereksiz konularla zaman kaybetmemiz kabul edilebilir bir şey değil.
Ekonomik sıkıntının doruğa çıktığı, terörün canımızı acıttığı, turizmde, tarımda, sanayide güç kaybettiğimiz, işsizliğin kol gezdiği bir ortamda böylesi açıklamalar toplumsal reaksiyonu arttıran, tepkileri çoğaltan bir yaklaşım içeriyor…
Ülke olarak her şeyden önce kronik sorunların çözümüne odaklanmalıyız…