haberlikya @ gmail.com

 

Peygamberimiz (s.a.s)’in bütün çabasına rağmen Mekke müşrikler, batıl inançlarından, insanlığa yakışmayan alışkanlıklarından bir türlü vazgeçmemişlerdi. Tevhid inancını, Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğini, bir türlü kabul etmemişlerdi. Bir gün Peygamberimize gelerek “Bize Rabbini tanıt!” dediler. Bunun üzerine Yüce Rabbimiz, tevhid inancını özlü bir şekilde anlatan, kendisini insanlığa en güzel şekilde tanıtan ihlas suresini indirdi ve şöyle buyurdu: “De ki: ‘O, Allah birdir. ” “O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.” “Onun çocuğu yoktur. O, doğmamıştır.” “Hiçbir şey O’na denk değildir.”

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, baştan sona bizlere Rabbimiz Allah’ı tanıtan bir kitaptır. Bizlere imanı, teslimiyeti, ibadeti öğreten; insanca bir hayat yaşamayı, huzura ulaşabilmenin yollarını gösteren hidayet rehberidir. İşte bu haftaki yazımızda bizlere Rabbimizi en güzel şekilde tanıtan Şuarâ Suresi’nin78-82 âyetlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

“O, yaratan ve hidayet verendir.” Peygamberleri ve kitapları aracılığıyla bizlere sırat-ı müstakimi, dosdoğru yolu gösterendir. Bizlere düşen, bu yolun yolcusu olmaktır. Kötülüklerden uzak durmak ve gücümüz nispetinde iyiliği yeryüzünde yaymaktır.

“O bizi yediren ve içirendir.” Yani yediğimiz her bir lokmayı, içtiğimiz her bir damla suyu bizlere lütfeden Allah’tır. Bizlere düşense her daim helal rızık peşinde koşmaktır. Her nimetin, her türlü imkânın Rabbimizin birer emaneti olduğunu unutmamaktır. Varlığı da darlığı da imtihan vesilesi olarak görebilmektir. Peygamberimiz (s.a.s)’in buyurduğu gibi “Her hâl ve durumda Allah’a hamdolsun”

“O Hastalandığın zaman şifa verendir.” Yüce Rabbimiz hastalıkların şifasını verendir. Dertlerin devasını lütfedendir. Çaresizlere çare, ümitsizlere ümit O’dur. Bizlere düşen, sıkıntılarımız ve çaresizliklerimiz üzerinden inancımızı, duygularımızı, samimiyetimizi istismar etmek isteyenlere asla fırsat vermemektir. Sadece Rabbimizin rahmetine sığınmaktır. Yalnızca O’na dayanıp güvenmektir. Birer imtihan olduğu bilinciyle hastalıklara, musibetlere sabır, metanet ve tevekkülle göğüs germektir.

“Canımızı alacak olan sonra beni yeniden diriltecek olan O dur.” Yani, hayatın da ölümün de yegâne sahibi Allah’tır. Bu hayatı veren de vakti geldiğinde alacak olan da O’dur. Rabbimiz, ölümümüzden sonra bizleri yeniden diriltecektir. Yapıp ettiklerimizin hesabını soracaktır. Herkese hak ettiğinin karşılığını eksiksiz verecektir. Bizlere düşen, son nefesimize kadar imanımıza sadık kalmaktır. Ömrümüzü salih amellerle bereketli kılmaktır. Ölüme ve hesap vaktine her daim hazır olmaktır.

“Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum yine O’dur.” Rabbimiz bizden daima rahmetini ummamızı istiyor. Zira O, imanına sadık kalanları, kendisine gönülden teslim olanları asla mahcup etmez. Bizlere düşen, günahta, yanlışta ısrar etmemektir. Acziyetimizin itirafı olan tövbelerimizle, nedametimizin tezahürü olan istiğfarlarımızla Rabbimizin et-Tevvâb ismine sığınmaktır. Bizlere ebedi kurtuluş vadedenlere itibar etmemektir. Kurtuluş beratımızın Kur’an’ın rehberliğinde, Peygamberimiz (s.a.s)’in örnekliğinde geçirilen bir ömür neticesinde sadece Rabbimizin rızasına bağlı olduğunu unutmamaktır.

Yüce Rabbimiz bizleri doğru yoldan ayırmasın her daim sırat-ı müstakim üzere kılsın. Rabbim bizleri verdiği nimetlerin şükrünü eda eden razı olduğu kulların arasına ilhak eylesin. Rabbim mahşer günü hatalarımızı bağışlayan kullarından eylesin. Amin!