Antalyaspor’da galibiyetler arka arkasına gelmeye başladı, tartışma rafa kalktı. Teknik direktörle gelen kan değişimi, tek golle gelen galibiyetler serisi…

Sahi ne oldu Antalyaspor eski başkanı Gültekin Gencer ile ilgili söylenenler. Mevcut başkan Ali Şafak Öztürk vermiş veriştirmiş, sonrasında Gültekin Gencer savunup söylenenler yalan demişti. Ardından yalanlamalara ise hiç cevap gelmemişti. Yoksa söylenecek söz mü bitmişti?

Nereden çıktı Murat şimdi diyeceksiniz.
Antalyaspor iyi giderken neden kurcalıyorsun diye eleştireceksiniz.

Hafızamda geriye gittim, iki başkanında suçlama ve savunmasını karşı karşıya getirdim. Koltuğa geçtiğiniz zaman yaptığınız faydalar ile getirdiğiniz zararlar arasında fark vardır. Örneğin (altını çiziyorum örneğin diyorum) sponsorluk gelirlerinizi yükseltirsiniz, menajere veya futbolcuya verdiğiniz miktarda anlaşma ve şartlar gereği yüksek bedel ödersiniz. Buda tartışmaları beraberinde getirir.

Örneğin sponsorluk gelirini yükseltemezsiniz, elinizdeki ile yetinir çapı düşük menajerler ile iletişime geçersiniz. Sonuçta ödeme küçük, kurulan cümleler küçük. Yani çalışmazsınız, tartışılmaya da gerek kalmazsınız.

Veya yüksek değere satmanız gereken bir alanı düşük değere verirsiniz kimse bunu görmez, geçmiştekinin hatalarını arar kamuoyunu meşgul edersiniz.

Her şirketin menfaat faydası, işin doğrusu farklı olabilir. Ali Şafak Öztürk’e göre Antalyaspor ajansa karşılıksız para ödemiş, Gencer’e göre ise ajans kulübe çekini vermiş. Yönetim değişince de ajans neyle karşı karşıya geleceğini bilmediği için ödemesini geri istemiş. Ödediği bedel tekrar geri iade edilmiş, bu durum karşılıksız ödeme gibi ortaya çıkıvermiş.

Konuyu tek taraflı dinlerseniz terazinin bir kefesi dolup, diğer kefesi boş kalıyor. Çift taraflı dinlerseniz, işin içine yönetim şekli ve yiğidin farklı yoğurt yemesi giriyor. Kişilerin doğruları ile yönetim şekilleri yer değiştiriyor. Kısaca başkanların başarısı, yiğidin yoğurt yemesi gibi farklı olabiliyor.

Yiğidin hakkını yiğide vermek gerekirse, Gültekin Gencer Antalyaspor’un ismini hiç olmadığı kadar yurt dışında tanıttı. Belki kent içinde seyirciyi stadyuma çekmeyi başaramadı ama Antalyaspor ülkemizde de çok anıldı.

Antalyaspor Gencer döneminde dip yaptı, dipten çıkmayı da başardı. Sonra takım karizmasına karizma kattı, saha başarıları dalgalı bir hal alsa da ülkenin konuşulan takımları arasında yerini aldı. Şimdilerde elbet konuşma zamanı değil ancak cevap hakkını kaleme almadığım bir insanın dediklerini de es geçmek doğru olmazdı.

Antalyaspor’un zor dönemlerinde katkı sağlayan her başkana teşekkür etmek gerekir. Koltuğa geçmeden ahkâm kesmek ise bilmemek demektir. Şartlar, anlaşmalar, taktikler, pazarlıklar şirket yöneticilerinin kullandığı yöntemlerdir.

Bu nedenle…
Her başkan başka vasıflarıyla anılır.
Biri ucuz takımla başarı için uğraşır, tasarrufu öne alır.
Biri taraftar çoğaltmak için çırpınır.
Biri tesisleşmeyi ele alır.
Bir başkası mali yapıya daha önem verip, kasada parayı çoğaltır.
Kimi de markalaşma adına takımın ismini duyurmak için kısa ve hızlı yoldan hepsine ulaşmaya risk alarak kalkışır.

Kimsenin takıma sahip çıkmadığı dönemlerde bende varım demek ise Antalyaspor’a başka bir bakış açısıdır.

Antalyaspor’a Seyirci kalmamanız dileğiyle.