Adana’da genç kızlarımız yurtta çıkan yangında hayatını kaybedince yine sarıldık klavyelere. Haklı olarak yüreklerimiz yandı, dramatik mesajlar paylaşıldı.

Çıkan yangında insanlar dışarıya çıkacak noktalara ulaşamıyorsa, bunun savunulacak bir tarafı yok. Bu ortamı sağlayan Müslüman da olsa, Hristiyan  da olsa yaptığı insanlık suçu.

Bir insanlık suçu da buralara iskan veren belediyede.
Bir insanlık suçu da iş güvenliği ile ilgili binayı denetlemeyen devlette.
Bir insanlık suçu da benim çocuğum güvenli bir yer de mi (?) demeyen velilerde.
Aslında insanlık suçu, A dan Z ye bu olayın her yerinde.

Diğer taraftan cemaate çocuklarını teslim ettiren anlayışa sitem etmek ise gerçekleri farklı noktaya çekmektir. O kadar suçlunun içinde olayı dramatize etmektir.

Tüm bu olaylardan sonra Muratpaşa Belediyesi’nden bir haber geçildi. Muratpaşa’daki yurtlarda denetimler yapılacak’ denildi. Çok yerine bir karar. Bu kararın eleştirilecek hiçbir tarafı yok. Hatta böyle bir kararı almayan diğer belediyeler eleştirilirler. 

Bizim sıkıntımız işte bu noktada. Ne zaman birileri ölse, bir denetim sevdası içimizi kaplar. Olması gereken geç te olsa aklımıza gelir. Farkında olmadan yapmadığımız görevi genç cesetler hatırlatıverir.

Maalesef bizim hafızalarımızı tazeleyen, yapmamız gerekenleri hatırlatan cesetlere ihtiyacımız var. Zihnimizi açan ölümler, zihnimizi açan is kokusu gerekir. Bu ülkenin genetik problemi sonucu beklemek ve sonuçlarına katlananlardan sonra sonuca gitmek.

Antalya’da onlarca bina var bu şekilde. Bu binalarda oluşacak sonuçlara sadece mağdurlar katlanıyor. İşin içine biraz da kurum sahibi katılıyor. Görevini yapmayan denetleme kurumları ise işin içinden sıyrılıyor.

Gelin şu denetim işini yapması gerekenlere daha fazla cezai sorumluluk yükleyelim. Yükleyelim kişiden kuruma ki herkes işini adam gibi yapsın. Yükleyelim ki insanlar, görevini birileri öldüğünde hatırlamasın.

Kısaca çıkan bir yangın, kaybolan canlar, yakılan ağıtlar zihinlerimizi açmasın.

Hayata Seyirci kalmamanız dileğiyle