Sivil Düşünce Derneği sosyal sorumluluklarını yerine getirdiği kadar saha çalışmalarında da istikrarlı yürüyüşünü sürdürmeye devam ediyor. İşte yıllar önce “Sen yoksan bir eksiğiz” gurubu olarak başlattığımız, Sivil Düşünce Platformu olarak yaşattığımız ve nihayetinde resmileşerek sürdürdüğümüz “Her ilde bir Cuma Namazı” projemizin Temmuz 2017 durağı Diyarbakır olmuştu.

 

Diyarbakır’dan önce Sivil Düşünce Derneği’nin “Her ilde bir Cuma Namazı” projesi hakkında bilgi paylaşmak istiyorum. Tüm Dünya’nın bir köy haline geldiği bu zamanda Sabah kahvaltısı için Avrupa’ya, akşam ticaret için Amerika kıtasına gidenlere, madde alemi kadar manevi hayatı hatırlatmak ve hayat meşguliyetinin el frenini çekerek sadece zaman üstü bir anı paylaşmak üzere, huzura yani kıyama davetin resmi adıdır. Bunu sizlere belki kelimelerimle anlatmam yetersiz kalmıştır, biliyorum ki katılımcıların o mekân ve o zamandaki terennümleri ruhlara şifa ve ötelere açılan kapılardır.

 

Diyar-ı Bekir yolculuğumuz öncesinde havalimanında toplanan dostlarımızın heyecanları yüzlerine yansımıştı. İnsanoğlu kuş misali teknolojinin bize sağladığı kolaylıkla Diyarbakır Havalimanına ulaşmıştık. Bu programımızda ev sahipliğimizi üstlenen Sivil Düşünce Derneği Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Fidanboy ekibiyle beraber bizi bekliyordu. 4 araçlık konvoyumuz hareket ettiğinde ekip lideri Fidanboy rota olarak istikametimizi ULU CAMİİ olarak belirledi. Yıllar sonra yeniden kavuşmuştuk bu kadim şehre. Yeniden taş avludaydık. Ulu camiinin merdivenlerinden inerken selamladığım şerbetçi sanki yıllardır bizi bekliyordu. Tasta uzattığı meyan şerbeti için namazdan sonra dedim, şadırvana koşarken bizler, akan su değil zamandı. Ulu camiinin içine girdiğimizde gözlerim müezzin mahfilinde boş yer var mı? diye aranıyordu. Hızlı adımlarla hemen ikinci kata çıktım. Bir piri fani emminin yanına diz çöktüm. O zikrullahtaydı, ben onda… Zaman durmuştu… Dikdörtgen bu eser tavanını süsleyen ahşap şaheserdi ve nakış nakış oya gibi işlenen ayetlerle zamana meydan okuyordu. “La galibe İllallah” deyiverdi yanı başımdaki, amenna ve saddakna düştü bahtımıza. İç ezan okunurken, İslam aleminin 5. Haremi Şerifi kabul edilen şu nadide mekan da KIYAM’a varmanın  hamd’ın da idik. Bir yanımda Şafii, ben Hanefi Allah için saf tutmuştuk. Bin yılı aşkın müminlerin ALLAH-U EKBER sesleri bugün bizim dillerimizden tekrarlanıyordu. Asırlık duvarlarda yankılanan her tekbir zamanın tanığıydı. Dua için eller açıldığında dillerde ümmet vardı. Gözlerimi alamadığım şaheser tavanı seyrederken buradan ayrılamadığımı fark ettim. Hadi diyen gözlerle beni izleyen dostlara teslim olmuştum.

 

Namaz bitmişti ama bu camii ve medreseden ayrılmak kolay olmuyordu. Buraya adım attığınızda sanki başka bir aleme, başka bir boyuta geçiyordunuz. Dostların bir kez daha uyarısıyla yeniden kavuşmak üzere vedalaşırken avluya çıktığımda Mesudiye ve Zinciriye medreselerini seyre daldım… Beni benden alan hülyalar eşliğinde neler neler geçiyordu aklımdan… Güneş saatiyle(ki, El Cezeri’nin emanetidir), müzesiyle, medresesiyle an içinde bizlere ev sahipliği yapan mekandan bedenimi adeta sürüyerek dış avluya geçtim. Bizi bekleyen şerbetçinin uzattığı tas’a uzanırken gözlerimizdeki ışık iki kardeşin yeniden kavuşmasından ibaretti. Tastaki meyan iç hararetimi keserken gönül vuslatımdaki yangına ise Eğil çare olacaktı.

 

Diyarbakır’a gelipte kavuşulması geciktirilmeyecek önemli hususlardan biri ciğer şöleni idi. Dünyanın her yerinde ciğer yiyebilirsiniz ama Diyarbakır ve Edirne de yediğiniz ciğer başka bir kategoride değerlendirilmelidir.  Hep kendime sorduğum bu ciğerse diğerleri ne? Sizde Diyarbakır ziyaretinizden sonra bu soruyu kendinize sorabilirsiniz. Edirne’nin ciğeri başka bir yazı konusu olduğu için biz Diyarbakır ciğerini konuşalım. Sanırsınız ki tüm Türkiye’de kesilen kuzuların ciğerleri bu müstesna belde de bu şanslı insanlara sunulmaktadır. Her gün sabah namazıyla başlayan ve devam eden bu ciğer sunumu sadece bir yemek olarak sınıflandırılamazdı.  O ateşin korla köz hali, ciğerin terbiyesi ve dinlenmesi, yağlanmış, ısıtılmış ekmeği, somaklı soğanı, közlenmiş biberi, köpüklü ayranıyla her salonda yüzlerce kişiyi buluşturan, her gün yüz binlerin midesine kavuşan sıradan bir yemek değildi. Bu tılsımın adı ciğerdi. Diyarbakır’dan başka yerde yavandı, eksikti. Diyar-ı Bekir sadece yemek turizmi ile Türkiye’nin Dünya yıldızı olabilirdi… Kaburga dolması, Mumbar’ı, Tavası, Kavurması bizim kısa seyahat süresinde nasiplendiğimiz yöresel lezzetleri oldu. Daha neleri var derseniz neler neler Hasanpaşa hanındaki kahvaltı için bile bir kitap yazılabilir ama bizim tattığımız lezzetler için dahi gidilesi bir şehirdir Diyarbakır.

 

İlhan Fidanboy’un EuroGap merkez ofisinde verilen brifingde şunu tüm katılımcılar net bir şekilde gördüler ki Diyarbakırlı bir iş adamı tüm Türkiye’ye hizmet üretebiliyor. Doğusuyla batısıyla iş dünyasında yaşanan bu kaynaşma ve bir olma hissiyatı ülkemizin tüm fertlerine sirayet etmektedir. 2006 yılında uygunluk değerlendirme kuruluşu olarak kurulan ve yoluna devam eden çok önemli bir bölge kuruluşudur. İlhan Fidanboy ve ülke için yaptıklarını Lice ziyaretimin ardından uzun uzun paylaşacağız.

 

Ortadoğu Sanayici ve Girişimci İş Adamları Derneği (Osgiad) adına bizleri ağırlayan Osgiad Başkan Yardımcısı Hüsnü Pervaneyle yaptığımız söyleşi de bölge yatırımları, yaşanan gelişmeler ve geleceğe dair planlamaları değerlendirdik. İş dünyasına dair istihdam, üretim ve pazarlamaya dair çözüm önerilerinin istişare edildiği buluşmamızda görüşmelerimizi lezzeti unutulmayacak çayla taçlandırdık. Hepimiz yerel tüketim taraftarı olsak ta bu yörede ithal çayında hatırı sayılır bir kabul gördüğü yadsınamaz bir hakikattir. Allah var benim de burada bulunduğum zaman dilimi içerisinde tercihim hep böyle olmuştur. Osgiad’la yapılan değerlendirme toplantımızın gelecek açısından kayda değer en önemli maddesi bize göre iki derneğin İş Dünyasına rehberlik edecek olmasıdır. Her iki yöre STK’larının, üyelerine bilgilendirme ve rehberlik hizmeti bulunmaz bir nimettir. Çayı kıvamında, sohbeti tadında bırakıp Diyarbakır Ticaret Odasına geçiyoruz.

 

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ziyaretimizde ilk dikkati çeken daha binaya giriş yapmadan evsel bahçelerinin bizleri selamlamasıydı. Manzarasıyla gönüllerde bir huzur uyandıran her geldiğimde mutlak uğradığım salkım söğütlerin altında on gözlü köprüyü seyrederek içtiğim çaydan çekmişti canım. Ama isteklerimizden önce gönüllerdi muradımız. Diyarbakır Ticaret Odası binası içinde ayrıca bir parantez açmalıyım. Bir kere kentlerin marka kurumlarının böylesi önemli yerlerde bulunuyor olması hem binanın korunması hemde yerli ve yabancı ziyaretçiler için çok önemlidir. Hepimiz bu çağlar üstü yapı da mest olduğumuzu itiraf etmeliyim. Kurumlar çağa uygun modern binalara taşınsalar da temsil ağırlamada bu tür mekanları muhakkak bünyelerinde bulundurmalıdırlar. Binanın giriş kaidesinde yazan “Daru’l-Muallimin” yazısını okuyan Abdullah Çalışkan kendimize olan yabancılığımızı ortadan kaldırıyordu. O ahşap kokusu, tavan ve taban yüksekliği, kenti resmeden tablolar ve tarihi gizem bizi etkilemeye yetip artan faktörlerdendi. Bizi DTSO adına kabul edip ağırlayan Başkan Yardımcısı Metin Aslan’ın, “Sivil Düşünce Derneği zamanlama açısından en doğru zamanda yanımızdadır” cümlesi sadece “timing” değildi. Bu öyle içi dolu bir ifadeydi ki bunu ancak orada yaşayan ve orada bulunan o an için anlayabilirdi. Kısaca ifade etmem gerekirse Sayın Aslan Diyarbakır’ı televizyon haberlerinde değil buradan görüp değerlendiriniz diyordu. Evet biz tamda bu zamanda kardeşlerimizin bize ihtiyaç duyduğu anda yanlarında olmanın huzuru ile onları dinliyorduk.  Aslan, uzun uzun bölgesel kalkınmadan, istihdamdan ve yarınlarımıza dair önemli ekonomik gelişmelerden bahsetti. Aynı heyecanı paylaştığımızı bilmenizi isterim.  Bölgenin dinamik enerjisi dalga dalga yayılıyordu. İddia ediyorum ki Türkiye’de ki her İnşaat Mühendisleri Odası mutlaka yeni Diyarbakır’ı görmelidir. Şehir planlaması ve siteleriyle göz kamaştıran ve örnek olmaya aday yeni bir kent var karşımızda. Şunu gönül rahatlığıyla ifade edebiliriz ki bizimle beraber Diyarbakır’da bulunan heyetimizin tamamı gördükleri karşısında şaşkınlıklarını ifade etmişlerdir. Antalyamızın cafelerinin yoğunlukla bulunduğu kültür mahallesi ne hareketli ise yeni Diyarbakır’da da cafeler o kadar hareketlidir. Gece üçte kahvenizi içebileceğiniz, nargile eşliğinde sohbet edebileceğiniz mekanlar var. Diyarbakırlılar her şeyi çoktan geride bırakmışlar. Bugün hayatı yaşayan ve yarınlara bakan yeni bir nesil var. İstedikleri huzur ve ticaret, işte tamda bu noktada belki de sorumluluk Sayın Rıfat Hisarcıklıoğlu’na düşüyor. Nasıl olur, nasıl yapılabilir bilmiyorum ama sy. Hisarcıklıoğlu ev sahipliğinde tüm Başkanlar DTSO’da buluşmalıdır. Böyle bir buluşma gerçekleşir mi bilmiyorum ama yarınlara olan umudum açısından olmasını diliyorum.

devam edecek…